20 Kasım 2009 Cuma

Yazarlar, Editörler ve Yayınevleri

Varsayalım ki genç bir şairsiniz. Çevrenizce beğenilen şiirler yazıyorsunuz. Bu şiirleri kitap olarak yayınlamak üzere bir yayınevinin kapısını çaldığınızda size şuna benzer bir soru yöneltirler: “Hangi şiirleriniz hangi edebiyat dergisinde yayınlandı?”. Şiirlerinizin bir kısmı dergi editörlerinden geçer not alıp yayınlanmadıysa kimse yüzünüze bakmaz.

Varsayalım ki tıpkı Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları romanını yazdığı yaştasınız ve çok iyi olduğuna inandığınız bir roman yazdınız. Bu romanı yayınlamak üzere bir yayınevinin kapısını çaldığınızda size şöyle bir soru yöneltirler: “Yerli romanlara verilen ödüllere bu romanınla daha önce katıldın mı?”. Cevabınız evetse tıpkı Orhan Pamuk gibi romanınızı yayınlatmak için kat etmeniz gereken yolun çoğunu almışsınız demektir. Orhan Pamuk henüz kimse tarafından bilinmez ve yayınlanmış tek yazısı yokken Cevdet Bey ve Oğulları romanıyla Orhan Kemal Roman Ödülüne katılmış ve jüri tarafından ödüle değer bulunmuştu.

“Daha önce romanlara verilen ödüllere bu romanınla katıldın mı?”sorusuna cevabınız hayırsa dosyanızı alıp incelerler. Bazen verdiğiniz metnin 5-10 sayfası okunup hemen olumsuz cevap verilir. Asıl söylemek istediğim şudur: Konu roman olduğunda kapısı çalınan yayınevinde romandan anlayan birileri mutlaka vardır. Ancak aynı şeyleri programcılık kitapları yayınlayan yayınevleri için söylemek mümkün değildir. Programcılık kitapları yayınlayan bazı yayınevlerinin editörleri olsa bile bir editörün çok farklı konularda önlerine gelen kitap metinlerini iyi değerlendirmeleri güç olmaktadır. Yani konu programcılık kitapları olduğunda henüz yolun başında olan yazar adayının işi zordur.

Varsayalım ki 25 yaşındasınız ve bir üniversitenin programcılıkla ilgili fakültesinden mezun oldunuz. Oturup bir programlama dili hakkında kitap yazdınız. Peşinen söyleyelim ki programcıların veya programcılık okuyanların edebiyatla, sanatla vs ilgileri çok sınırlıdır. Dolayısıyla kurdukları cümlelerin bazısı keçiboynuzu gibi sizi uğraştırırken bazıları ise yazım yönünden yanlıştır. Bu durumda söz konusu kitabın bir şeye benzemesi şansa kalmıştır.

Genç arkadaşları direk eleştirmek yerine 1994 yılında yayınlanan ilk kitabımın yazım süreci üzerine kısaca konuşma yapmak istiyorum. Clipper üzerine kitap yazmaya başlamadan o günlerin programcılık dergilerinde Clipper üzerine 40-50 sayfalık metin yazmıştım. Ayrıca o günlerin muhasebe programları üzerine her birisi 7-8 sayfalık ciddi incelemeler yapmıştım. Buna rağmen yazıp bitirdiğim Clipper 5.2 kitabını ikisi programcı üç kişinin incelemesini sağladım. Bununla da yetinmedim kitap metnini defalarca gözden geçirdim. Bütün bu çabalarıma rağmen kitabın 2. baskında birçok değişiklikler yaptım. Özellikler vurgulamak istediğim şudur: Kitabınızı yayıncıya vermeden imkanlarınızı zorlayın ve sıkı bir incelemeden geçirin.

Gelelim başka bir konuya. Kitabınıza konu ettiğiniz programlama dili hakkındaki bilginizin yeterli olmadığını bilmiyorsanız, Türkçe bilginizin yetersizliğini önemsemiyorsanız, kitaplarınızın baskısını yapan yayınevinde programcılık ve bilgisayar yayınları konusunda bilgi sahibi olan tek kişi yoksa, editör diye kitabınıza önsöz yazan kişi felsefe ve gazeteciliğin nesnel kavramını programcılıktaki nesneye yönelik kavramı ile karıştıracak kadar konunun uzağında ise yazacağınız kitabın iyi olması milli piyangonun yılbaşı çekilişinde büyük ikramiyeyi tutturmak kadar düşük ihtimaldir. Bu şartlarda yazdığınız kitabın eleştirilmesi, yanlışlıklarının orada burada seslendirilmesi kaçınılmaz olur. Yok, benim avukatım var ve kitabımı her kim eleştirirse dava ederim derseniz çekirge bir sıçrar iki sıçrar misali bakarsınız ki boğazından haram lokma geçmemiş kişilere denk gelmişsiniz.

0 yorum: